47,5818$% 0.1
54,9613€% 0.2
64,1084£% 0.18
6.424,96%3,11
4.204,21%3,11
13.662,72%-0,18
02:00
05 Ağustos 2026 Çarşamba
Trabzonspor’un dünyaca ünlü yıldızı Mohamed Salah’ın transferi yankı uyandırmaya devam ederken, bu kez gündem olan isim ablası oldu. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Salah’ın ablası, Türkiye’ye ve Türk dizilerine gönderme yapan ifadeleriyle dikkat çekti.”YENİDEN İZLEMEYE BAŞLAYACAĞIM”Mohamed Salah’ın ablası paylaşımında, “Bir süredir Türk dizilerini izlemiyordum. Sanırım yeniden izlemeye başlayacağım.” ifadelerini kullandı. Paylaşım, Salah’ın Trabzonspor’a transferinin ardından bordo-mavili taraftarlar tarafından ilgiyle karşılandı.TRANSFER SONRASI DİKKAT ÇEKEN MESAJSalah’ın Trabzonspor’a imza atmasının ardından yapılan paylaşım, Mısırlı yıldızın Türkiye’ye transferine gönderme olarak yorumlandı. Paylaşım kısa sürede çok sayıda beğeni ve yorum alırken, futbolseverlerin de dikkatini çekti.
“Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin gerekçesinde, “Teklif, mahkumiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme niteliğinde değildir.” ifadesine yer verildi.Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin TBMM Başkanlığına sunulan teklifin gerekçesinde devletin temel amaç ve görevleri hatırlatılarak, kamu düzeninin korunmasının yanı sıra toplumsal barışın güçlendirilmesinin de devletin asli görevlerinden biri olduğu belirtildi.Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girildiği bu dönemde Türkiye’nin, güvenlik, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini birbirini tamamlayan unsurlar olarak değerlendiren yeni bir perspektifle geleceğe yürüdüğü ifade edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:”Nitekim bu yüzyıl, yalnızca yeni bir zaman dilimini değil, aynı zamanda devletin demokratik hukuk devleti niteliğini daha da güçlendirecek, milli birlik ve beraberliği tahkim edecek, toplumsal huzuru kalıcı hale getirecek ve milletimizin ortak geleceğini güvence altına alacak bir vizyonu ifade etmektedir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik ilkesi ve ortak vatandaşlık bilinci etrafında şekillenen bu vizyon, yalnızca kamu düzeninin korunmasını değil, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini ve ortak geleceğin daha sağlam temeller üzerinde inşa edilmesini de gerekli kılmaktadır.”Terörün tamamen sona erdiği bir Türkiye’nin, güvenlik, demokrasi, ekonomik kalkınma ve hukuk devleti bakımından daha güçlü bir geleceği vaat ettiği vurgulanan gerekçede, “Güvenlik için ayrılan kaynakların eğitime, bilime, teknolojiye, üretime, altyapıya ve sosyal kalkınmaya yönlendirilebilmesi, ülkenin her köşesinde huzur ortamının güçlenmesine ve gelecek nesillerin şiddetin etkisinden uzak, güven içerisinde yaşayabilmelerine önemli katkı sağlayacaktır.” değerlendirmesinde bulunuldu.Uzun yıllara yayılan mücadele sürecinde yalnızca güvenlik tedbirleriyle yetinilmediği, ekonomik, sosyal ve demokratik nitelikte çok yönlü politikaların hayata geçirildiği aktarılan gerekçede, bu sorunun, sadece güvenlik temelli değerlendirilmediği, tüm boyutlarıyla ele alınarak bütüncül bir yaklaşım sergilendiği kaydedildi.Özellikle 2002’den itibaren temel hak ve hürriyetlerin güçlendirilmesi, devlet ile millet arasındaki bağın kuvvetlendirilmesi ve demokratik standartların yükseltilmesi amacıyla kapsamlı reformlar gerçekleştirildiği anımsatılan gerekçede, TBMM tarafından kabul edilen ve milletin onayladığı anayasa değişiklikleri ve diğer kanuni düzenlemeler sayesinde hukuk devleti ve demokratikleşme alanında önemli ilerlemeler sağlandığı anlatıldı.Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hukuk devleti ilkesi, demokratik siyasal düzen ve kamu güvenliği esas alınarak toplumsal huzurun kalıcı biçimde tesisinin amaçlandığı bildirilen gerekçede, silahlı yapılanmaların ortadan kaldırılması ve demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi suretiyle toplumsal bütünleşmenin sağlanması ve milletin ortak değerlerinin korunmasının bu yaklaşımın özü olduğu belirtildi.”SORUNUN ÇÖZÜMÜ TOPLUMSAL DÜZENİN TESİSİ BAKIMINDAN STRATEJİK ÖNEME SAHİP”TBMM bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun farklı siyasi görüşlerin, toplumsal beklentilerin ve hukuki değerlendirmelerin ortak bir zeminde ele alınmasına katkı sunan önemli bir istişare ve değerlendirme merkezi olarak görev ifa ettiği belirtilen gerekçede, Komisyon çalışmalarının ortaya çıkan sorunların bütün yönleriyle değerlendirilmesine, mağduriyetlerin tespitine, toplumsal uzlaşının güçlendirilmesine ve ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin kapsamlı şekilde ele alınmasına imkan sağladığı ifade edildi. Böylelikle Millet iradesinin tecelligahı TBMM’nin toplumsal sorunların çözümünde üstlendiği anayasal sorumluluğun bir kez daha somut biçimde ortaya konduğu bildirilen gerekçede, şunlar kaydedildi:”Hukuk devleti, yalnızca suçların cezalandırılmasını esas alan bir sistem değildir. Hukuk devleti, adaletin sağlanmasını, kamu güvenliğinin korunmasını, toplumsal huzurun güçlendirilmesini ve suç işleyen bireylerin yeniden topluma kazandırılmasını da gözeten çok boyutlu bir anlayışı ifade etmektedir. Bu yaklaşım doğrultusunda ceza adalet sistemi, yalnızca geçmişte işlenmiş suçlara karşılık verme amacını taşımamakta, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması, yeniden suç işlenmesinin önlenmesi, hükümlünün hukuk kurallarına saygılı bir birey olarak yaşam sürmesinin teşvik edilmesi ile toplumsal barışın güçlendirilmesine hizmet etmektedir. Süreçte ulaşılan mevcut aşamanın kalıcı hale getirilebilmesi, güvenlik tedbirlerinin etkin şekilde sürdürülmesinin yanında ceza adalet sisteminin de kamu güvenliğini uzun vadede destekleyecek şekilde geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede hazırlanan teklifle gelecekte benzer acıların yaşanmasının önlenmesi, elde edilen kazanımların kalıcı hale getirilmesi, kamu güvenliğinin daha güçlü biçimde tesis edilmesi, ceza adalet sisteminin geliştirilmesi ve belirli şartların oluşması halinde ilgili kişilerin hukuk düzenine bağlı bireyler olarak toplumla bütünleşmesi amaçlanmaktadır.””ANAYASA’NIN ÖNGÖRDÜĞÜ ÖLÇÜLÜLÜK VE ADİL DENGE GÖZETİLMİŞTİR”Kanun koyucunun ceza ve infaz politikalarını belirleme konusundaki takdir yetkisinin, hukuk devleti ilkesinin çizdiği sınırlar içinde kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik anayasal bir yetki olduğuna işaret edilen gerekçede, “Toplumsal şartların değişmesi, güvenlik politikalarının ulaştığı seviye, ceza adalet sisteminin uygulama sonuçları ve kamu düzeninin ihtiyaçları dikkate alınarak ceza adalet sisteminde yeni düzenlemeler yapılması, çağdaş hukuk devletlerinde yasama organının doğal ve anayasal görevlerinden biridir.” ifadelerine yer verildi.Gerekçede, şunlar kaydedildi:”Teklif, mahkumiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme niteliğinde değildir. Devam eden soruşturma ve kovuşturma süreçleri ile kesinleşmiş mahkumiyet hükümleri bütün hukuki sonuçlarıyla varlığını korumakta, suçun vasfına, mahkumiyet kararına veya ceza sorumluluğuna ilişkin herhangi bir değişiklik öngörülmemektedir. Bu yönüyle teklif, hukuki niteliği itibarıyla ceza adalet sistemi ile infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliği taşımaktadır.””Terörsüz Türkiye” sürecinin sağlıklı, gerçekçi ve sürdürülebilir bir zemine oturtulabilmesi açısından uluslararası tecrübelerin de değerlendirildiği bildirilen gerekçede, 40 yılı aşan mücadele birikimi dikkate alınarak Türkiye’nin kendi tecrübesi, toplumsal gerçekliği ve devlet geleneğiyle şekillenen özgün bir “Türkiye Modeli” oluşturulduğu belirtildi.Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunca ortak aklı ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşımla ortaya çıkan rapor doğrultusunda hazırlanan teklifin, süreç kapsamında öngörülen hukuki düzenlemelerin ilk adımını teşkil eden temel bir çerçeve oluşturduğu kaydedilen gerekçede, şu ifadeler kullanıldı:”Sürecin dinamik yapısı dikkate alındığında, uygulama sırasında ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar, elde edilecek tecrübeler ve değişen şartlar ile gereklilikler doğrultusunda, sürecin hedefine uygun şekilde ilerlemesini sağlamak amacıyla yasama organının takdiri çerçevesinde ilgili mevzuatta ilave değişiklikler yapılması veya yeni kanuni düzenlemelerin ihdas edilmesi söz konusu olabilecektir. Belirtmek gerekir ki süreç, yalnızca ülkemizde değil, ülkemizin de içinde bulunduğu tüm coğrafyada barış ve kardeşliği yeniden oluşturmaya yöneliktir. Bu kapsamda örgütün feshi ve silahların bırakılmasıyla başlayan süreç, ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin yürürlüğe konulmasıyla artık milletin eseri olacaktır.”
Fenerbahçe ArsaVev, UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi 2. Ön Eleme Turu yarı finalinde Ukrayna temsilcisi Metalist 1925’i 2-1 mağlup ederek finale yükseldi. Belçika’da oynanan mücadelede sarı-lacivertliler, geriye düşmesine rağmen rakibini mağlup ederek adını finale yazdırdı.GERİDEN GELEREK KAZANDIKarşılaşmaya etkili başlayan Metalist 1925, 15. dakikada Viktoriia Hiryin’in golüyle 1-0 öne geçti. Fenerbahçe ArsaVev ise bu gole ilk yarının son anlarında cevap verdi. Mesude Alayont’un asistinde Ece Türkoğlu’nun 42. dakikada kaydettiği golle skor 1-1’e gelirken, ilk devre bu sonuçla tamamlandı.GALİBİYET GOLÜ MARIA ALVES’TENİkinci yarıda baskısını artıran Fenerbahçe ArsaVev, 67. dakikada Maria Alves’in, Suliat Olajumoke Abideen’in asistinde attığı golle 2-1 öne geçti. Kalan dakikalarda skor üstünlüğünü koruyan sarı-lacivertli ekip, sahadan galibiyetle ayrılarak finale yükselmeyi başardı.HEDEF 3. ÖN ELEME TURUMini turnuva formatında düzenlenen organizasyonda Fenerbahçe ArsaVev, finalde OH Leuven ile TSC Backa Topola eşleşmesinin galibiyle karşılaşacak. Sarı-lacivertli ekip, 8 Ağustos’ta oynanacak finali kazanması halinde UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu’na yükselmeye hak kazanacak.
Aziz Yıldırım, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, bazı sanal medya kullanıcılarından şikayetçi oldu.Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na bazı sanal medya kullanıcılarına ilişkin şikayette bulundu. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne soruşturma talimatı verdi.Yıldırım, 1 Ağustos Cumartesi günü yapılan Fenerbahçe Kulübü Yüksek Divan Kurulu Ağustos Ayı Olağan Toplantısı’nda kızı Yaz Yıldırım ve kulüp aleyhine sanal medyada paylaşımlar yapıldığını, şikayetçi olacağını söylemişti.NELER OLMUŞTU?Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, sarı-lacivertli kulübün Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda açıklamalarda bulunmuştu. Aziz Yıldırım burada yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı;”Beni tenkit etmek kolay, edin, ben ortadayım, gizlim saklım yok, aile hayatım belli, işim belli. Bana hakaret etmeden ne istiyorsanız söyleyebilirsiniz ama kızımdan ne istiyorsunuz? Dün akşamdan beri sinirlerim gergin. Pazartesi günü benim şirketin avukatları onları şikayet edecekler. Eğer devlet bir şey yapmazsa ben gerekeni yapacağım. Haberiniz olsun. Sosyal medyada bu terbiyesizliklere artık son vereceğim. Evlerine giderim. Bizim değerlerimiz var. Değerlerimizin üzerine gelmesinler. Ne yapmış 12-13 yaşında çocuk ya. Fenerbahçe’yi bu kadar çok sevmesi suç mu? Onlar paralı köpek. Onlar köpekler. 1’i kadın 2’si erkek galiba. Onlara söylüyorum bak giderim evlerine. Korkmam bir şeyden. Oradan bir şey oldu giderim hapse rahat yatarımBizim arkadaşların muhatabı olan, geçmiştekilerin muhatabı olanlar YouTube açmışlar. ‘Aziz Yıldırım, Mourinho’yu aramış, Garcia’yı alacakmış, 23 yaş altıymış’ diyor. Tanımıyorum. Ben transferle ilgili Cihan Kamer’le konuşurum. Bu kadar mı yalancısınız ya! Yazıyor Aziz Yıldırım 35, Barış 20, öbürü bilmem ne! Kafayı mı yediniz ya, kafayı mı yediniz! Ben 35 nakit nasıl verebilirim, ben ancak ciddi bir sponsorlukla verebilirim. Nakit versem kulüp kullanamaz ki, para orada durur. Bunlar kafayı yemişler. Bak söyleyin, çok kötü yaparım. Savcılığa suç duyurusu yaparım. Onun üzerine yayından kaldırdılar. Her gün yalan yazıyorlar.Leao için Milan’ı arayıp kızmışım. Olur mu öyle şeyler. Böyle ilişki olur mu! Kebapçıdan basın oldu. Bak söylüyorum, hepsini savcılığa şikayet ederim. Şikayetim de ‘halkı kin ve nefrete sevk ettikleri’ için. Şikayetim de o. Ayıp ya, vallahi ayıp. Allah aşkına inanmayın, Allah aşkına dinlemeyin, seyretmeyin. Sizin izlemenizle onlar milyonlar kazanıyor. Lütfen, yazık, seyretmeyin! Varsa da bir şey yalanlayın. Ağzımızdan duymadığınız hiçbir şeye inanmayın.”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik Genel Merkez binasında MKYK toplantısına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin HABER MERKEZİ- İşte AK Parti Sözcüsü Çelik’in açıklamalarından öne çıkan satır başları; Yüksek Askerî Şûra kararları hayata geçti. Şimdiye kadar görev yapan ve görevden ayrılan bütün askerlerimize, komutanlarımıza teşekkür ediyoruz. Yeni göreve gelen ve yeni rütbe alanları da tebrik ediyoruz. Tabii sevindirici bir tarafı da var. Bu Yüksek Askerî Şûra ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki kadın general sayısı artıyor. Bu da son derece sevindirici. Burada bütün kuvvetlerimizde kadın general sayısının artmasının, Türk ordusunun niteliğini göstermesi bakımından ve kadınlarımızın da bu yüksek rütbelerde bulunmasının Cumhuriyet’in bir kazanımı olarak değerlendirilmesi açısından son derece önemli olduğunun altını çizmek isterim. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne her zamanki gibi başarılar diliyoruz.”İKİ YILLIK BİR SÜRECİN EN ÖNEMLİ AŞAMASINA GELİNMİŞ OLDU” Cumhurbaşkanımız, Terörsüz Türkiye konusunda şimdiye kadar yaptığımız çalışmaların bugün geldiği nokta ve bundan sonrasında da inşallah bütün bu süreci başarıya ulaştırmak için yapılması gerekenler, ortaya konulması gereken tavırlar, kullanılacak üslup ve Cumhur İttifakı’nın birlik ve dirliği açısından ilgili talimatları verdiler. Tabii aynı şekilde bu konuyla ilgili devlet kurumlarının koordinasyonu bakımından talimatlarını tekrar hatırlattılar. Bugün yasa teklifinin verilmiş olmasıyla birlikte iki yıllık bir sürecin en önemli aşamasına gelinmiş oldu.Tabii bir hususu özellikle belirtmek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti’nin, biricik vatanımızın bulunduğu coğrafya son derece büyük risklerle ve tehditlerle dolu bir coğrafya. Sadece çok uzun değil, 300 yıllık bir tarihe bile baksak, 100 yıllık tarihimize baksak, son 50 yılımıza baksak karşı karşıya olduğumuz tehditler, başka ülkelerin belki 5-10 kat sürede ve daha düşük yoğunlukta karşı karşıya kaldığı tehditlerle eşdeğerdir.Dolayısıyla ülkemiz hem bulunduğu konum bakımından hem de diğer nitelikleri bakımından çok yüksek ve yoğun tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Tüm bunların arkasında tabii birtakım siyasi projeler de var. Ülkemizi yolundan çevirmeye çalışan, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne kastetmeye çalışan girişimler var. Bütün bunlar karşısında şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti, bütün unsurlarıyla beraber milletimizin desteğiyle en güçlü mücadeleyi verdi. Bugüne kadar her türlü darbe girişiminden tutun da birtakım emperyalist ve siyonist projelerin ülkemize musallat olan kötü niyetlerine kadar her şey, kahraman şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin büyük fedakârlıklarıyla engellendi. Buradan bir kere daha kahraman şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekânları cennet olsun. Kahraman gazilerimize hürmetlerimizi sunuyoruz. Tabii şehitlerimizin ve gazilerimizin ailelerine de buradan bir kere daha AK Parti Genel Merkezi’nden en içten saygılarımızı ve hürmetlerimizi arz ediyoruz. Onları her zaman hatırımızda tuttuğumuzu, her zaman gündemimizde olduklarını ifade etmek isterim.”TERÖRSÜZ TÜRKİYE İÇİN ÇOK EMEK SARF EDİLDİ” Tabii Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreci için gerçekten çok emek sarf edildi. Kuşkusuz pek çok çalışma yapıldı. Biz artık AK Parti’de yaptığımız çalışmaların sayısını unuttuk. Yani yüzlerce kere toplanmışızdır. Sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar bütün arkadaşlarımızla birlikte kurduğumuz heyetle çok yoğun bir şekilde buna emek ve mesai harcadık. Tabii esasında Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefi, etrafımızdaki gelişmeleri çok iyi izlediğimizde, yakın bölgemizde emperyalistlerin ve siyonistlerin hangi kirli planları, bölgeyi parçalamaya dönük ve bölge insanlarını birbirine düşürmeye dönük hangi şer şebekelerini devreye soktuğunu düşündüğümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü devlet aklının bugün siyasette, Meclis’te ve diğer alanlarda tecelli eden siyaset aklının, milletimizin değerlerinin, irfanının ve basiretinin bir neticesi olarak ortaya çıktı.”KURALSIZ BİR DÜNYA DÜZENİNE GEÇİLDİ” Bölgemizdeki bütün bu gelişmeleri hep birlikte değerlendirdiğimizde, özellikle son 10 yıla odaklandığımızda göreceğimiz şey şudur. Kurallı bir dünya düzeni sona ermiştir. Kuralsız bir dünya düzenine geçilmiştir. Kaotik bir şekilde ortaya çıkan bu tablo neticesinde dünyanın bütün dikişleri sökülmektedir. Yakın zamana kadar hatırlarsınız, Sykes-Picot rejiminin bölgede değişmesi gerektiğine dair tartışmalar Batılı bazı odaklar ve bazı düşünce kuruluşları tarafından başlatılmıştı. O zaman bakıldı ki aslında Sykes-Picot’nun bölgeye getirdiği yanlışlıkların ve zararların giderilmesini amaçlayan bir yaklaşım değil bu. Tam tersine daha başka, daha çok bölünmüş, daha çok parçalanmış, etnik ve dini temelde birbiriyle daha kavgalı hâle gelmiş bir bölgenin ortaya çıkmasını istiyorlar. Bununla ilgili olarak tabii birçok diplomasi yürütüldü. Biliyorsunuz Arap Baharı’ndan başlayarak bu dalgalara karşı Türkiye, bu dalgaların geldiğini görerek çok büyük çalışmalar yaptı. Bunların uzun bir tarihi var. Zaman zaman size bahsediyorum. Ama o zaman da mesela Arap Baharı zamanında halkların bazı ülkelerdeki meşru tepkilerini, o devletlerin kurumlarını yok edecek ve o devletlerin devlet kapasitesini ortadan kaldıracak şekilde yönlendirdiler. O zaman da biz uyarımızı yapmıştık. Bölgede buna karşı yeni bir kardeşlik siyaseti atağı başlatmıştık. Onun sabote edilmesi için de çeşitli güçler, büyük güçler devreye girmişti. İstihbarat örgütleri doğrudan vekâlet savaşlarını terör örgütleri yoluyla devreye sokmuştu.Şimdi de baktığımızda, aslında son 3-5 yıla baktığımızda çok daha sert bir dalganın bütün bölgeyi altüst etmek istediğini görüyoruz. Etnik ve dini temelde, mikro düzeyde herkesi birbirine düşürmek isteyen, Sünni’yi Alevi’ye, Alevi’yi Şii’ye, Şii’yi Nusayri’ye, Nusayri’yi Dürzi’ye, Dürzi’yi Keldani’ye ve Ezidi’ye düşürmek isteyen böylesine kötü bir planın devreye sokulduğunu görmüştük. Ama günün sonunda şu oldu. Yine terör örgütleri üzerinden yükseltilen bütün bu dalgalar, bölge halklarının daha çok acı çekmesine yol açtı. Türk, Kürt, Arap acı çekti. Sünni, Şii acı çekti. Ezidi, Keldani acı çekti. Tüm bunların içerisinde aslında bölge, kendi iradesini özgün şartlarıyla ortaya koyamamanın büyük bedellerini ödedi. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE KÖTÜ NİYET BESLEYENLERE EN BÜYÜK CEVAP”İşte Türkiye’nin, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” diyerek ortaya koyduğu bu irade ve ortaya çıkan bu çerçeve, aslında bölgemize dönük olarak kötü niyet besleyen emperyalist ve siyonist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaplardan bir tanesidir. Burada devletimizin binlerce yıllık tecrübesi, milletimizin binlerce yıllık tarihin içinden süzülerek gelen kardeşliği ve basireti, bütün bu politikaların ana dinamiğini oluşturmuştur.Dolayısıyla “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” nedir diye tek cümleyle tanımlayacak olsak, bu bölgemizde herkes için, Türk için, Kürt için, Arap için, Sünni için, Alevi için, Şii için ve diğer herkes için kötü niyet besleyenlere, bu kötü niyetlerine geçit vermeyecek şekilde verilmiş bir cevaptır diyebiliriz. Bugüne kadar da bununla ilgili gerçekten çok hassas çalışmalar yürütüldü. Ama günün sonunda meselenin sahibi 86 milyon vatandaşımızın tamamıdır. Günün sonunda meselenin öznesi, meselenin iradesini tecelli ettiren yegâne makam vatandaşlarımızın tamamıdır. Bu güven esasına, bu iradeye, bu tecrübeye ve tarihin içinden süzülen büyük irfana yaslanarak bütün bu süreç yürütülmüştür.”SÜREÇ, BÜTÜN HALKLARIN YUMRUK YUMRUĞA DEĞİL, KOL KOLA YÜRÜYECEĞİ BİR GELECEĞİ İNŞA ETMEKTİR” Tabii bu bahsettiğim emperyalist ve siyonist projeler, Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Sünni’nin, Alevi’nin, Şii’nin, Nusayri’nin, Dürzi’nin, Keldani’nin ve Ezidi’nin birbiriyle yumruklarıyla konuşmasını istiyor. Dini ve etnik temelde bölünmüş birtakım parçacıklar, birtakım cemaatçikler hâline gelmesini ve birbirlerine yumruklarıyla hitap etmelerini istiyor. İşte bizim yürüttüğümüz bütün bu süreç, birilerinin terör örgütlerini kendileri için vekâlet unsuru olarak kullanmalarını devreden çıkararak, bizi yumruk yumruğa getirmek isteyenlere karşı, Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, Dürzi, Ezidi ve Keldani olmak üzere yakın bölgemizdeki bütün halkların yumruk yumruğa değil, kol kola yürüyeceği bir tarihi ve geleceği inşa etmektir. Geçmişte nasıl ki bu bölgelerde kol kola, el ele medeniyetin en güzel örneklerini vermişsek, beraber yaşamanın en güzel örneklerini ortaya koymuşsak, bundan sonrasında da bizi yumruk yumruğa getirmek isteyen, karşı karşıya getirmek isteyen emperyalist ve siyonist projelere karşı kol kola yürüyen, geleceğe el ele tutuşarak, kol kola girerek hep beraber yön vermeye çalışan bir iradeyi inşa etme olarak düşünmemiz lazım. Yani meseleye geniş bir kadrajdan baktığımızda, çok daha yüksek bir perspektiften baktığımızda, biraz daha yukarıdan baktığımızda meselenin aslında çok daha büyük ufuklara ulaşacağını hep birlikte rahatlıkla görebiliriz. Bizi yumruk yumruğa getirmeye, karşı karşıya getirmeye ve bölge halklarını birbirine düşürmeye çalışanlara karşı kol kola yürüme irademizi, el ele yürüme irademizi ve omuz omuza kendi geleceğimizi inşa etme irademizi bir kere daha ortaya koymuş oluyoruz.”ESAS MESELE, SİLAHLI TEHDİDİN VE TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GÜNDEMDEN ÇIKMASI” Tabii bütün bu çalışmalar yapılırken esas mesele, silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkmasıdır. Türkiye çok uzun zamandır silahlı terör örgütünün tehdidiyle karşı karşıyadır. Buna karşı mücadele etmiştir. Kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz fedakârlıklarıyla bu terörün ve terörün arkasındaki siyasi projelerin hedefine ulaşması engellenmiştir. Bugün gelinen noktada yapılan yasal düzenleme, PKK/KCK terör örgütünün Türkiye’deki, Suriye’deki, Irak’taki, İran’daki ve Avrupa’daki legal ve illegal bütün unsur, şube ve uzantılarıyla birlikte gündemden çıkmasını ve sona ermesini hedeflemektedir. Bu son derece açık bir şekilde şimdiye kadar ifade edilmiştir. Bundan sonrasında da takip edilecek husus budur.Tabii terörün gündemden çıkması demek, esasında bir bakıma hukuki olarak da açıklamalar yapıldığı gibi, hâlen televizyonlarda tartışıldığı gibi bir süreçtir. Her zaman söylemiş ve ifade etmiştim. Devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde, hukuk devleti ve demokrasinin imkân ve kabiliyetleri sayesinde ortaya koyduğu seçeneklerle bu süreç gerçekleştiriliyor. Bütün devletlerin bu tip kendilerine dönük tehditler karşısında hard power dediğimiz sert güçleriyle mücadele yöntemleri vardır. Bir de soft power dediğimiz yumuşak güçleriyle, yani hukuk, siyaset ve demokrasinin imkânlarıyla bu meseleleri sona erdirmeye dönük çeşitli yaklaşımları vardır. Geçmişte AK Parti’den önce de Millî Güvenlik Kurulu tavsiyeleriyle bunlar gündeme getirilmiştir. Terör örgütünden ayrılmak isteyenler için bir zemin oluşturulması hedeflenmiştir. Bugün gelinen noktada ise bütün bu tecrübelerden yola çıkılarak son derece güven veren, güveni ve güvenceyi bir arada ortaya koyan bir çerçeve yasa hazırlanmıştır. “TERÖRÜN GÜNDEMDEN ÇIKMASIYLA BİRLİKTE YEPYENİ BİR İKLİM DOĞACAK” PKK/KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye ve Avrupa’daki legal ve illegal bütün unsurlarıyla birlikte sona ermesi, silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracaktır. Türkiye bu silahsızlanma ile birlikte, bu tehdidin sona erdiğini, bu süreç başarıya ulaşırsa ki başarıya ulaşması için hepimiz gayret etmeye devam edeceğiz, hep birlikte görecektir. Demokrasilerin üzerinde silahlı tehdit ve terör örgütleri birer yüktür. Bütün bir siyaset iklimini ve devlet hayatının ritmini etkiler. Bu da son derece doğaldır. Dünyada bunu yaşayan sadece Türkiye değildir. Avrupa’daki pek çok ülke de bunu yaşamaktadır. Demokratik ülkeler bunu hatta daha çok yaşarlar. Çünkü demokratik ülkelerin uyması gereken kurallar ve hukuk ilkeleri vardır. Tabii bu terörün gündemden çıkmasıyla birlikte esasında yepyeni bir iklim doğacaktır. Bu yepyeni iklim, demokrasimizin üzerindeki yükün ve stresin kalkmasıyla birlikte, demokrasimizin ölçeğini büyütecek, demokrasimizin derinleşmesine daha çok imkân verecek, demokratik birtakım adımların atılması için daha güçlü bir siyasi ve demokratik iklimin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bundan sonrasında, silah bırakma süreci bahsettiğimiz şekilde PKK/KCK terör örgütünün sona erdiğinin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla tespit ve teyit edilmesiyle sonuçlanırsa, demokrasimiz silahlı tehdit ve terör örgütünün yükünden kurtulacaktır. Siyasetin iklimi ve demokratik tartışmaların zemini kendi ölçeğini büyüten bir boyuta ulaşacaktır. Dolayısıyla terör örgütü yükünden Türkiye’nin kurtulması demek, aynı zamanda demokrasisinin ölçeğini büyütecek, siyasi iklimine daha çok oksijen yükleyecek bir zemine kavuşması demektir. Demokrasinin ölçeğinin büyümesi ve siyasi iklimin daha çok oksijene kavuşması demek, Türkiye’nin Türkiye Yüzyılı hedeflerine giderken, bölge barışına katkı yaparken ve küresel barışa katkı sunarken çok daha yüksek bir performans ortaya koyması demektir.Tabii bütün bu tartışmalar esasında birtakım dış güçler tarafından da kullanılmıştır. Kardeşliğimize halel getirmeye çalışan, kardeşliğimizi zarara uğratmaya çalışan pek çok provokasyonla karşı karşıya kalınmıştır. O sebeple de her zaman şunu söyledik. Burada dünyadaki birtakım örneklere bakarak mukayese etmeyin. Çünkü dünyadaki örneklerin çoğunda iç savaşlar vardı. Etnik kavgalar vardı. Dini kavgalar vardı. Ciddi ayrışmaların neticesinde ortaya çıkan bölünmüş ve parçalanmış toplum yapıları vardı. Fakat bütün bu olayların en şiddetli zamanında, en stresli döneminde bile Türk’üyle, Kürt’üyle, Sünnisiyle, Alevisiyle ve diğer bütün unsurlarıyla milletimiz tek millet olma vasfını hiçbir zaman kaybetmemiştir. Birbirine sokaktaki hiçbir vatandaşımız kendi komşusuna, kendi mahallelisine, kendi iş arkadaşına yan gözle bakmamıştır. Türkiye’nin en büyük gücü budur. O sebeple baştan beri dedik ki biz bütün bu süreci yürütürken devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde hareket ediyoruz.Tabii silahların bırakılması sürecinin başlaması ve tamamlanması, yani silahlı terör örgütünün bahsettiğim bütün şube ve uzantılarıyla birlikte gündemden çıkması, geleceğimiz açısından yepyeni bir sayfanın açılmasına da imkân verecektir. Bölgede birbirine düşürülmeye çalışılan, terör örgütleri üzerinden vekâlet savaşları yoluyla karşı karşıya getirilmeye çalışılan kardeş halklar arasına giren diğer terör örgütlerinin de ortadan kalkması için yeni bir dalga ve yeni bir iklim oluşacaktır. Bugün bu yasal çerçeve ile atılan adım, bu açıdan bakarsanız bir başlangıcı oluşturacaktır. Terör yükünün ortadan kalkması, demokrasimiz üzerindeki terör stresinin ve terör tehdidinin sona ermesiyle birlikte, terör gündemden çıkınca demokrasimizin ölçeğini çok daha büyütecek bir siyasi iklim herkesi saracak, sarmalayacak ve 86 milyonu kucaklayacaktır. Bunun Meclisimize yansıması, ekonomimize yansıması, sivil toplum hayatımıza yansıması ve bugün aralarında birtakım mesafe olduğunu düşünen toplumsal kesimlere yansıması çok büyük, çok pozitif ve çok değerli olacaktır. Onun için her birimizin, burada bahsettiğim çerçevede bu sürecin başarıyla tamamlanması, silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkması, bütün bu sürecin başarıyla sonuçlanması için vereceği katkı, esasında Türkiye’nin geleceğine atılmış bir imza olarak düşünülebilir. Çünkü neticede dünyada tarihin başından beri insanoğlunun mücadelesi, bu silahlı tehditlerin bertaraf edilmesine dönük doğru yolları bulmaktır.”SÜRECE KARŞI OLDUKLARINI SÖYLEYENLERİN KULLANDIĞI ÜSLUBUN ÇOK DİKKATLİ OLMASI GEREKİYOR” Demokrasinin ana yönetim modeli olduğu günden itibaren insanoğlu siyaseti hayatın maliyetini azaltmak için kullanıyor. Bugün şunu söyledik. Bu sürece destek verenlerin dışında, bu sürece karşı olduklarını söyleyenlerin kullandığı üslubun da çok dikkatli olması gerekiyor. Yani burada siyasetin içerisinde mi konuşuyor, yoksa anti siyaset mi yapıyor. Bu son derece önemlidir. Çünkü siyaset yapmak demek hayatın maliyetini azaltmak demektir. Anti siyaset ise hayatın maliyetini artırmak demektir. Bugün bu meselelerle ilgili herhangi bir şekilde yeni bir yaklaşımı olmayanların, bölgedeki gelişmeleri ve dünyadaki gelişmeleri okuyarak yeni bir perspektif geliştirmenin gerekliliği ortadayken, geçmiş dönemin birtakım statükolarının içinden hâlâ anti siyaset diyebileceğimiz cümlelerle konuşması, ülkenin geleceğine imza atmak değil, tam tersine ülkenin geleceğinin üstünü çizmektir. Yoksa eleştiri haktır. Demokrasinin en büyük nimetlerinden birisi eleştirinin kurumsallaşmış olmasıdır. Ama bu eleştiriler siyaset içerisinde mi gerçekleşiyor, siyaset dışında mı gerçekleşiyor. Sonuçta siyasetin var etmesi gereken şey ve demokrasiyle arzu ettiğimiz şey, silahın ve şiddetin olmadığı medeni bir toplum hayatının var olmasıdır. Medeni bir toplum hayatının doğru düzgün işlemesidir. Bugün sadece birinci aşamada bahsettiğim gibi silahlı terör örgütünün gündemden çıkarılması hedeflenmektedir. İkinci aşamaya geçildiğinde, demokrasimizin üzerindeki bu yük kalktığında, medeni toplumun gereklerinin çok daha ileri noktalara taşınacağı birtakım adımların atılabilmesi son derece mümkün olacaktır.Şimdi geçen seneyi hatırlayınız. Geçen yılbaşı, Suriye’deki olaylarla yıla girmiştik. Bölge ve dünya çok büyük bir altüst oluş yaşamıştı. Aylarca bu konuyu konuştuk. Bu yılbaşına Venezuela’daki olaylarla girdik. Şimdi de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a saldırısıyla ortaya çıkan artçı depremler ve Hürmüz eksenli bu kaosla devam ediyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı kaçıncı yılına girdi. Hâlen devam ediyor. Gazze’deki soykırımı Batı Şeria’ya ve Lübnan’a taşımaya çalışıyor Netanyahu ve onun yanındaki soykırım şebekesi. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kırılganlıklar Latin Amerika’ya yansımak üzere. Latin Amerika’da yepyeni birtakım çatışma alanlarının oluşabileceğine dair maalesef istenmeyen gündemler ortaya çıkıyor. Uzak Doğu’ya gittiğimiz zaman orada başka gerilimler var. Şimdi bunun içerisinde tecrübesi olan bir devlet, türedi olmayan bir devlet, dünyanın parçalanmaya doğru gittiği bir noktada hukuk içerisinde, hakkaniyet içerisinde ve ilkeler çerçevesinde buna bütünleşmeyle cevap verir. Bütün bu parçalanmanın peşine takılmaz. Şimdi biz burada bütün bunlara cevap verirken ne diyoruz. Hukuk devletinin imkânları diyoruz. Yani meşruiyet alanı içerisinde attığımız adımlardan bahsediyoruz. Ne diyoruz. PKK/KCK terör örgütü bütün şube ve uzantılarıyla silahlarını bırakacak. Bu teyit edilecek. Bu yasa, Millî Güvenlik Kurulu kararının alınmasından sonra devreye girecek. Bunu yönetecek bir kurul olacak. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yine bir izleme komisyonu bütün bu süreci takip edecek. Yani devlet, siyaset, devlet kurumları ve Yüce Meclis, bütün milleti temsil eden unsurlarıyla birlikte bütün bu sürecin yönetildiği bir tablonun içerisindeyiz. İki sene önce Ahlat’ta ortaya çıkan iç cepheyi güçlendirme ve iç bünyeyi sağlam tutma yaklaşımı nasıl ortaya çıktı. Etrafımızda ve dünyada yaşanan kaoslara baktığınızda ülkelerin iç yapılarında çözülmeler olduğu net bir şekilde görüldü. İç yapılarındaki çözülmeler, yani demokrasinin artık toparlayıcı olmaması ve o ülkelerin değerlerinin ürettikleri refahın toplumsal yapıştırıcı olma kabiliyetini kaybetmesinin ardından bu durum uluslararası politikaya yansıdı ve kurallı düzen dönemi sona erdi.”BAHÇELİ’NİN İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRME ÇAĞRISI, EN STRATEJİK MÜDAHALELERDEN BİR TANESİDİR” Burada Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı iç cepheyi güçlendirme çağrısı, Cumhuriyet tarihimizde bütün bu iç ve dış gelişmeleri okuduğumuz zaman en stratejik zamanlamayla yapılmış en stratejik müdahalelerden bir tanesidir. Devletimiz ve milletimiz lehinedir. Dolayısıyla Ahlat’ta verilen mesajlar bu çerçevede, dünyanın ve bölgemizin kaosa sürüklendiği bir dönemde ülkemizin nasıl konumlandırılması gerektiğine dair Sayın Bahçeli’nin yaptığı çıkışlarla stratejik açıdan en doğru konumlandırmayı yapmıştır. Ardından Sayın Cumhurbaşkanımızın bu sürece devletimizin başı ve devlet başkanı olarak bütün kurumlara talimat vererek bir devlet politikası hâline dönüştürmesi, zatıdevletlerinin ortaya koyduğu yüksek irade ile bu sürecin devlet ve hükümet boyutunda yönetilmesi konusunda net bir yol haritası ortaya çıkarmıştır. Daha sonrasında bunun Yüce Meclis’te, millet adına iradeyi temsil eden Meclis’te de boyutlandırılması gerektiğine dair son derece sağlıklı tartışmalar yapılmıştır. Orada da Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş doğrudan o komisyona başkanlık ederek Yüce Meclis’in bu sürece bütün boyutlarıyla ilgili olduğunu ve tarihi sorumluluğunu yerine getireceğini gösteren bir çalışma yürütmüştür.Tabii burada net bir şey var. O da şu. Yüce Meclis’te ve o komisyonda bu meseleyle ilgili son derece net tartışmalar yapıldı. Bu net tartışmalar neticesinde farklı siyasi partilerden son derece sağduyulu açıklamalar geldi ve bu süreç katlanarak büyüdü. Dolayısıyla orada AK Parti ve MHP, Cumhur İttifakı olarak milletvekillerimiz son derece yüksek katkıda bulundular. DEM Parti’den sağduyulu konuşan vekiller yüksek katkıda bulundular. Yine Yeni Yol ve Meclis’te temsil edilen diğer partilerden, bağımsız milletvekillerinden de son derece sağduyulu konuşanlar oldu. CHP içerisinden de son derece sağduyulu katkılar yapan arkadaşlarımız oldu. Bütün bu tablo aslında Türkiye’nin yüksek bir iradeyi topyekûn nasıl gerçekleştirebileceğini göstermiş oldu. Dolayısıyla Sayın Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı ve stratejik zamanlaması, Sayın Cumhurbaşkanımızın devletimizin başı olarak ortaya koyduğu bu yüksek irade ve süreci her aşamada bizzat takip etmesiyle birlikte bütün bu süreç şekillendi. Tabii Yüce Meclis’teki o komisyonda görev yapan sayın milletvekillerine ve her toplantıya başkanlık eden Sayın Meclis Başkanımıza da teşekkürlerimizi sunmamız gerekir.”ÇOK YÜKSEK BİR SAYIYLA KANUN TEKLİFİ VERİLDİ” Şimdi geldiğimiz noktada çok yüksek bir sayıyla bu kanun teklifi verildi. Artık burada şu çok önemlidir. Yıllarca bu konu konuşulmuştur. Bu süreçlerle ilgili olarak tabii nihayetinde kimsenin elinde nihai bir formül yoktur. Yani bir tane multivitamin alıp bütün hastalıkları giderdiğiniz bir formül yoktur. Onun için çeşitli kereler denenen tecrübeler neticesinde, güven ortamının oluşması açısından verilen mesajların önemli olduğu, ancak bu güven ortamının güvenceye dönüşmesi için, yani silah bırakmak isteyen ve terör örgütünü tasfiye etmek isteyenlere dönük olarak bir yasal zeminin oluşması gerektiği konusu son derece önemli ve kıymetlidir. Dolayısıyla şimdiye kadar yapılan çalışmalar neticesinde, silah bırakma ve PKK terör örgütünün tasfiye edilmesi yaklaşımının bir yasal güvence ile yönetileceği ve destekleneceği bugün bu başvuruyla birlikte net bir şekilde ortaya konulmuştur. Mesele terörün gündemden çıkarılmasıdır. Bu yasal güvence ve yasal çerçeve, bunu yönetecek hukuki navigasyonu oluşturmaktadır. O açıdan da bu tarihi bir yaklaşımdır.”SONUCA ERİŞTİĞİ ZAMAN BAŞKA ÜLKELER İÇİN DE BİR REFERANS OLACAKTIR” Bazen dünyadaki örneklerden bahsederken, Güney Afrika’da böyle oldu, İrlanda’da böyle oldu, İspanya’da böyle oldu, başka yerde şöyle yaklaşılmıştı diyorlar. Hayır. Bu yaklaşımlar ve şimdiye kadar yürütülen çalışmalar dünyanın hiçbir yeriyle mukayese edilemez. Hiçbirine de benzemiyor. Bunun ayrıca vatandaş düzeyindeki temellenmesi de diğer yerlerle hiç alakası olmayan, oradaki iç savaşlara ve iç çatışmalara hiç benzemeyen bir yapıdadır. Aynı zamanda bu yöntem, bir Türkiye modelinin ortaya konulması bakımından da önemli olmuştur. İnşallah sonuca eriştiği zaman başka ülkeler için de bir referans olacaktır. Burada net bir şekilde silah bırakma tespit ve teyit edildikten sonra Millî Güvenlik Kurulu kararıyla birlikte bu süreç hayata geçecektir. Meclis bunu izleme komisyonuyla birlikte takip edecektir. Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında bir kurul burada çalışmalar yapacaktır.”SÜRECE İFTİRA ATAN BÜTÜN ARGÜMANLAR BOŞA ÇIKARILMIŞTIR” Bugün hukukçu arkadaşlar da bunu tartışıyorlar. Bu sürece dönük olarak bilip bilmeden, “Bu yasada şu da var, bu da var.” diyerek yasayı enfekte etmeye çalışan, süreci sabote etmeye çalışan ve sürece iftira atan bütün argümanlar boşa çıkarılmıştır. Çok net bir şekilde, hedefleri belli, silahların bırakılmasına dönük yasal güvence oluşturan açık bir tablo ortaya çıkmıştır. Bu gerçek bir güvencedir. Bu yasal zeminin oluşması da Cumhuriyet tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Silahlı terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla birlikte gündemden çıkarılması ve ortadan kalkması için sağlam bir zemin oluşturmaktadır.”TÜRKİYE’NİN BİR ÜÇÜNCÜ GÖZE İHTİYACI YOK” Yine bu süreçte yapılan tartışmalardan bir tanesi de dünyadaki farklı modeller gözetilerek bir üçüncü göz olması gerektiği şeklindeydi. Biz ısrarla buna karşı çıktık. Türkiye’nin bir üçüncü göze ihtiyacı yoktur. Üçüncü göz nerede gerekir. Üçüncü göz bazı ülkelerde iç savaş varsa, etnik ya da dini temelde çatışmalar yaşanıyorsa gerekir. Ya da bazı ülkelerde gerçekten birbirinden kompartımanlaşmış, ayrışmış bölgelerde yaşayan toplumlar vardır. Oralarda böyle mekanizmalar gerçekleşir. Bugün 86 milyon açısından söylediğinizde Türk ile Kürt’ün arasına üçüncü bir gözün girmesi dünyanın en saçma meselesi olur. Hiçbir üçüncü göze gerek yoktur. Bütün bu sürece bakacak olan millî bir göz vardır. O millî göz de 86 milyon vatandaşımızın tamamıdır. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, adını saydığım, sayamadığım bütün etnik gruplardan, bütün mezhep gruplarından vatandaşlarımızdır. Millî göz odur. Üçüncü göze gerek yoktur. Bu açıdan da bu süreç kendi içinde özgün bir süreçtir. Kendi işimizi kendi irademizle, kendi sorunumuzu kendi irademizle çözebileceğimize dair net bir duruştur. Bu da bu açıdan dünyaya verilmiş bir mesajdır. Çok net bir şekilde de söyleyeyim. Tek tek isim vermeyeceğim. Ülke ismi de vermeyeceğim, kişi ismi de vermeyeceğim. Pek çok ülkeden ya da dünyadaki benzer süreçlerde görev yapmış pek çok meşhur isim bu sürece dâhil olmak istedi. Dediler ki biz üçüncü bir göz olarak bu sürece dâhil olalım. Bu sürecin kolaylaştırıcısı olalım. Verdiğimiz cevap nettir. Böyle bir şeyi herhangi bir şekilde tartışma konusu olarak bile gündemimize almıyoruz. Böyle bir şeyi tartışmıyoruz bile. Üçüncü göz diye bir şey yoktur. Sadece millî göz vardır. Millî göz de işte bahsettiğim gibi siyaset kurumu vardır, Meclis vardır, devletimizin kurumları vardır ve vatandaşlarımızın tamamı vardır. Onların gözü önünde, şeffaf bir biçimde her şey paylaşılarak gerçekleşmektedir. Biz üçüncü göz olarak devreye girelim diyen birtakım uluslararası kurumlara, birtakım devletlere, bu konularda çalışmış birtakım sivil toplum örgütlerine ve kişilere verdiğimiz cevap budur. Size ihtiyacımız yok. Türkiye kendi meselesini çözecek iradeye ve vizyona sahiptir.Tabii şimdi bunun bu şekilde sahiplenilmesiyle birlikte komisyonda ve Genel Kurul’da bütün siyasi partiler hür iradeleriyle buradaki görüşlerini açıklayacaklardır. Şimdiye kadar atılan imzalara baktığımızda, belki de böyle bir meselede Cumhuriyet tarihinin en yüksek mutabakatına ulaşılmış gözüküyor. Dolayısıyla bunun Meclis’ten çabuk geçeceğini ve bu meselenin bir an evvel çözüme kavuşması, adımların atılması için bu aşamanın hızlı şekilde tamamlanacağını değerlendiriyoruz. Bu bir irade beyanıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün dünyaya, dünyanın kaosa sürüklendiği bir dönemde, “Biz her türlü meselemizi kendi imkân ve kabiliyetlerimizle ve kendi irademizle çözebiliriz.” mesajını vermiştir. Burada tabii ki bu sürece destek veren siyasetçilerin oluşturduğu siyasi akıl, aynı zamanda devletimizin binlerce yıllık tecrübesi ve milletimizin kardeşlik değerleri yegâne göz ve yegâne pusula olarak bütün bu süreç boyunca, tıkanan ya da herhangi bir şekilde sarsılan durumlarda meselenin toparlanmasına güçlü bir zemin oluşturmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konudaki yaklaşımına biz şahidiz. Her MYK ve MKYK toplantısının kapalı bölümünde uzun değerlendirmeler yapar. Her toplantımızda Sayın Cumhurbaşkanımız Terörsüz Türkiye konusundaki hassasiyetini ifade etmiştir. Terörsüz Türkiye konusunda Cumhur İttifakı’nın birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir. Devlet kurumlarına talimatlarını vermiştir. Biz heyet olarak, yani Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız tarafından bu süreci yürütmekle görevlendirilmiş heyet olarak, sürecin her aşamasında kendilerine bilgi verdik. Talimatlarını aldık. O talimatlar çerçevesinde sonraki adımlarımızı şekillendirdik. Dolayısıyla zatıdevletleri, bu sürecin olumlu bir şekilde işlemesi, provokasyonlara ya da sabotajlara karşı dirençli hâle gelmesi ve yolundan çıkmaması için gerçekten mesaisinin çok önemli bir bölümünü ayırdı. Heyetimizin kendisine arz ettiği konularda net talimatlarla yönlendirmelerde bulundu.Milletimiz her şeyin karar vericisidir. Hepimiz milletimizin talimatlarıyla iş yaparız. Bu sürece dönük provokasyonlar ve iftiralar karşısında Sayın Devlet Bahçeli’nin gerek grup konuşmalarıyla gerek diğer zamanlarda yaptığı stratejik müdahaleler, cesur ve net açıklamalar bir şeyi daha göstermiştir. Sayın Bahçeli’nin stratejik müdahaleleri bu sabotajların ve süreci yoldan çıkarma çabalarının ortadan kaldırılması bakımından son derece büyük bir işlev görmüştür. DEM Parti’den, CHP’den ve diğer partilerden bütün bu süreç boyunca yapıcı eleştirilerde bulunan, fikirlerini açık ve net şekilde ortaya koyan milletvekili arkadaşlarımızın da çok büyük katkıları olmuştur. Bütün bu destek süreci sağlam bir zemine oturtmuştur.”TARİHİ BİR GÜNDEYİZ” Gelinen nokta şudur. Yürüyeceğimiz yol budur. Silahlı terör örgütünün ortadan kalkmasından sonra Türkiye, bir kere daha şimdiye kadar olduğu gibi tarihdaşlıkla yol yürüyecektir. Kaderdaşlıkla yol yürüyecektir. Yüksek demokrasi standartlarında vatandaşlık ilkelerini daha ileriye taşıyarak yoluna devam edecektir. Tarihdaşlığımız esastır. Çünkü tarihte birinin isminin diğerinden ayrı yazıldığı bir dönem olmamıştır. Türkiye’de etnik ya da mezhepsel olarak kendisini farklı tanımlayan vatandaşlarımızın tarihi hepimizin tarihidir. Yine kaderdaşlık çok önemlidir. Çünkü dün kaderimiz birdi. Bugün de birdir. Etrafımızdaki gelişmeleri gördüğümüzde yarın da kaderimizin bir olmaktan başka çaresi olmadığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu bahsettiğim hedeflere ulaşıldığında vatandaşlık ilkelerinin güncellenmesi, siyasi sisteme ve demokratik sisteme daha çok oksijen pompalanması da mümkün olacaktır. Bunu her seferinde söylüyoruz. Bugün bu daha da geçerlidir. Böyle tarihi bir gündeyiz. Adlarımız farklı olabilir. Ama adlarımız farklı olsa da hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye’de ikinci sınıf vatandaş yoktur. Geçmişte birtakım vatandaşlarımızı dini aidiyeti, mezhepsel aidiyeti, etnik aidiyeti, kılık kıyafeti ya da dini düşüncesi sebebiyle ikinci sınıf vatandaş hâline getirmeye çalışanların oluşturmaya çalıştığı vesayet, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde verilen 25 yıllık mücadele ile ortadan kaldırılmıştır. Türkiye’de herkes birinci sınıf vatandaştır. Adlarımız farklı olsa da hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bugün gelinen noktada bu süreçlerin sağlıklı işlemesi için herkesin desteğine ihtiyaç vardır. Her bir vatandaşımızın desteğine ihtiyaç vardır. Eleştiride bulunanların tabii ki eleştirileri haktır. Ama bu eleştirilerin yapıcı olması, ön açıcı, yol gösterici, ışığı çoğaltan, oksijeni artıran, demokrasinin ölçeğini büyüten ve siyasetin alanını genişleten eleştiriler olması son derece önemlidir. Tarihi bir gündeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşları olarak kardeşliğimiz, birliğimiz ve dirliğimiz için önemli adımlar atıyoruz. Bundan sonrasında daha önce ince işçilik demiştim. Onun üzerine de çok spekülasyon yapılmıştı. Bir kere daha söylüyorum. İnce işçilik yapacağız. Daha özenli bir dil kullanacağız. Hassasiyetleri daha doğru bir şekilde yöneteceğiz. Katkı vermek isteyen herkesin önünü açan bir yaklaşım ortaya koyacağız. Hep şunu söyleyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti çok yaşasın. Türkiye Büyük Millet Meclisi var olsun. Kardeşliğimiz ebedî olsun. Birliğimiz ve dirliğimiz daim olsun. Sürekli olarak bunu söyleyeceğiz. Bütün işlerimizi yaparken de bu ilkeler ve prensipler etrafında hareket edeceğiz. Bir kere daha söylüyorum. Evet, buraya kadar geldik. Güzel bir söz vardır. Bundan sonrasını yürümeyeceksek buraya kadar niye geldik. İnşallah bundan sonrasını daha titiz, daha özenli ve daha çok çalışarak yürüteceğiz. Günde iki toplantı yapıyorsak beş toplantı yaparak sonuca ulaşması için gayret edeceğiz. İyi niyetliler kimdir. Kötü niyetliler kimdir. Herkes görecek. Bugün bu desteği verenler tarihe ve geleceğe imza atarak iyi niyetlerini ortaya koymuş olacaklardır.SORU-CEVAPAK Parti Sözcüsü Ömer Çelik konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularına cevaben açıklamalarda bulunuldu. Açıklamaları şöyle;
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.